Taş hastalığı; coğrafik, etnik, iklimsel, diyete bağlı ve genetik birçok faktöre bağlı olarak kişiden kişiye farklı sıklıklarda görülebilir. Bir insanda, hayat boyunca taş hastalığı görülme sıklığı %1-20 arasında değişmektedir. Son 20 yılda ise, dünya çapında da taş hastalığı saptanma sıklığında %37 artış görülmüştür.

Ülkemiz taş hastalığı için endemik bir bölgedir. Yani taş hastalığı ülkemizle özdeşleşmiştir. Bu nedenle hastaların sıkı takibi ve taş oluşumuna karşı önlemler alınması önem arz etmektedir.

Taş hastalığına etki eden faktörler nelerdir?

1.Genetik faktörler

Ailesinde taş hastalığı görülen bireyler normal bireylere göre 2,5 kat daha fazla risk altındadır.

2.Cinsiyet

Erkekler taş hastalığı açısından kadınlardan 2-3 kat daha fazla etkilenmektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda bu farkın giderek azaldığı belirtilmektedir.

3.Coğrafi bölge ve iklim 

Sıcak ve kuru iklim koşullarında, vücuttan farklı yollarla sıvı kaybı ve güneş ışınlarıyla vitamin D üretim artışıyla, daha yüksek oranda taş hastalığı saptandığı görülmüştür.

4. Vücut ağırlığı ve vücut kitle indeksi

Vücut ağırlığı-vücut kitle indeksi daha yüksek olan kişilerin taş hastalığı açısından daha yüksek risk taşıdığı bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda, insülin direncine bağlı azalmış idrar pH’sı ve ürik asit taşlarına bağlı olarak geliştiği belirtilmiştir.

5. Sıvı alımı

Sıvı alımının artması ile idrar dilüe olmakta ve taş oluşumunu sağlayacak idrar bileşenlerinin kristalizasyonu azalmakta taş oluşumu zorlaşmaktadır. Bunun tersi durumda yani sıvı alımı azaldığında ise bileşenler yoğunlaşmakta ve bir araya gelerek taş oluşumuna yol açmaktadır.

6. Anatomik yatkınlıklar

İdrarın doğal akışını bozan her türlü anatomik anormallikte taş hastalığı riski artmaktadır. Bunun ana sebebi de idrarın birikmesi ve çökelmesidir. Böbreğin çıkış yolunda bir tıkanıklık durumunda böbrek taşları görülürken, idrar torbası çıkımında, prostata bağlı bir tıkanıklık durumunda idrar torbasında taş görülebilir.

7. Diğer hastalıklar

Paratiroid bezlerinin fazla çalışması (hiperparatiroidizm), renal tübüler asidoz, crohn hastalığı kalsiyum taş hastalığına yol açtığı bilinen metabolik hastalıklardır. Taş hastalarının %5’inde primer hiperparatiroidizm görülür. Hiperürisemiyle seyreden Gut hastalığında yaklaşık %50 oranında ürik asit taşlarına rastlanır. Şeker hastalarında diyet ve vücut kitlesinden bağımsız olarak üriner sistem taş hastalığı sık görülür.

Böbrek taşları 

Belirtileri nelerdir?

Ağrı : Taş hastalarında en sık görülen şikayet ağrıdır. Ağrının özellikleri taşın böbrekte bulunduğu yere göre farklılıklar gösterebilir. Böbrek taşı ağrıları, genellikle kaburgaların altında ve bel bölgesindedir.

– Böbrek taşına bağlı ağrı, sıklıkla kolik ağrı denilen, taşın idrar akımını engellemesi ve idrar yolunun da bu engeli aşmak için kasılmasıyla oluşan, bir anda gelip geçen, ani ve şiddetli ağrı şeklindedir. Pozisyon değiştirmekle ağrının şiddetinde değişiklik olmaz. Temel olarak ağrının belirtildiği gibi iki sebebi vardır: İdrar yolunda tıkanıklık ve iltihaba oluşan cevaptır.

-Üreter taşı ağrıları: Taşın böbrek ve idrar torbası arasındaki yol olan üreter’e girmesiyle ağrı daha ön ve alt tarafa yayılabilir. Taş aşağı indikçe ağrı da kasıklara da inebilir ve idrara sıkışıklığı hissi oluşturabilir. 

İdrarda kanama (Hematüri): Böbrek taşlarında, gözle görülebilen veya sadece mikroskop ile tespit edilebilen kanama görülebilir. 

Bulantı, kusma ve ateş de böbrek taşlarına eşlik edebilir.

 

Böbrek taşlarının tanısı nasıl konulur?

Ultrasonografi

İlk aşamada tanısal görüntüleme yöntemi ultrasonografi(USG) olabilir. Radyasyona maruz kalma tehlikesi bulunmaması en büyük avantajıdır. USG ile böbrek içindeki taşları, yoldaki taşların alt veya üst uçta olanlarını da görebilir, böbrekteki şişmeyi belirleyebilir. USG ile dört- beş mm’den daha büyük taşların tanısı daha kolaydır. 

DÜSG (Direkt Üriner Sistem Grafisi)

Taşların hepsi röntgen ışınlarıyla tespit edilemez. Röntgende saptanabilen taşların tanısında DÜSG,  radyasyon dozu düşük olduğunda tercih edilebilir. Taşın yerini tam olarak gösterememesi dezavantajıdır. Takipte kullanılması daha uygundur.

BT (Bilgisayarlı Tomografi)

İlaçsız BT, günümüzde akut yan ağrı tanısına yönelik uygulanabilecek “altın standart” yöntem haline gelmiştir. Taşın boyutlarının ve yoğunluğunun ( dansitesi) ölçümü yapılabilmektedir. Taş dansitesi ölçümü ile taşın hangi maddelerden oluşmuş olabileceği, taşın kırılabilmesinin kolay olup olmadığı hakkında bilgi sahibi olunabilir. Taşın kesin tanısının konulması kullanılan ana görüntüleme yöntemidir. Dezavantajları ise radyasyon maruziyeti (günümüzde kullanılan düşük dozla çekimler ile bu maruziyet en alt seviyeye çekilmiştir), ilaçlı yapılmadığında böbrek fonksiyonlarını göstermemesidir.

İntravenöz pyelografi (İVP)

Böbrek toplayıcı sisteminin ve fonksiyonunun görüntülenmesi gerektiği zaman kullanılabilir. Her iki böbrek fonksiyonu hakkında bilgi verir, röntgen ışınlarıyla görülemeyen taşları dolum defekti şeklinde tanımlayabilme özelliğine sahiptir. Daha uzun sürede çekilmesi, bağırsak temizliği gerekmesi, ilaçlı çekim yapılması (böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalarda ve ilaç alerjisi olanlarda uygulanamaması) dezavantajlarıdır.

Manyetik rezonans (MR) görüntüleme

Taş hastalığı tanısında kesin sonuç vermediği için önerilmemektedir. Çocuk veya özellikle hamile olanlar gibi, diğer yöntemlerin kullanılamadığı hastalarda uygulanması için düşünülmüştür.

Böbrek taşlarının tedavisi 

1.SWL ( Ses dalgalarıyla böbrek taşı kırma)

Vücut dışından gönderilen şok dalgalarıyla taşın kırılması demektir. Tedavinin amacı mevcut taşın kendiliğinden düşebilecek kadar küçük parçalara (≤4 mm) kırılması ve vücuttan idrar yardımıyla atılmasıdır.

Avrupa Üroloji Derneğinin kılavuzunda, 1 cm’den küçük taşlarda, SWL ve endoskopik girişim (RIRS) ilk seçenek olarak önerilmektedir. 1-2 cm arası taşlarda SWL veya endoskopik girişim (RIRS) uygulanabilecek tedavilerdir. 2 cm’den büyük taşlarda ise ilk seçenek olarak perkütan taş cerrahisi(PNL) önerilirken, gereken durumlarda ise endoskopik girişim (RIRS) veya SWL yapılabileceği bildirilmiştir. Bu önerilerin yanında hekimin taşın büyüklüğü, sertliği, yerleşim yeri, böbreğin anatomisi, böbrek odacıklarının açıları, hastanın fiziksel özelliklerine göre en uygun karar vermesi ancak mümkün olabilir.

SWL başarısını etkileyen faktörler

• Taşın büyüklüğü,
• Taşın içeriği (taşın sertliği)
• Taşın yerleşim yeri
• Taşın yerleşim yerinin anatomik farlılıkları
• Hastanın genel fiziki durumu
• Hasta uyumu
• Cihazın gücü ve operatörün tecrübesi

Hangi durumlarda SWL ile taş kırma kesinlikle yapılmaz?

• Gebelik
• Kanama bozukluğu
• Üriner sistem enfeksiyonları (Tedavi edilmemiş)
• Odaklamayı güçleştiren ağır iskelet deformiteleri ve obezite
• Batında arteriyel anevrizmalar
• Taşın ardında bulunan üriner sistem tıkanıklıkları

SWL’nin avantajları nelerdir?

•Anestezi gerekmemesi
•SWL’nin dezavantajları nelerdir?
•Kırılan taşın kırıntılarının düşmesi sırasında şiddetli ağrı gelişebilir veya taş düşmeyebilir
•Duruma göre birden çok seans gerekebilir

2. Retrograd intrarenal cerrahi (RIRS)

RIRS operasyonu, hastanın herhangi bir yerini kesmeden ve delmeden, oldukça ince aletlerle idrar deliğinden girilerek yapılmaktadır. Bu aletlerin özelliği böbrek odacıklarına girilmesini sağlayan ucundaki kısmın bükülebilir (her iki yöne 180 derece) olmasıdır. Genel, epidural veya spinal anestezi altında yapılabilir.

Avrupa Üroloji Derneği kılavuzlarında 1 cm’den küçük taşlarda SWL ve endoskopik girişim (RIRS) ilk seçenek olarak önerilmektedir. 1-2 cm arası taşlarda (RIRS) uygulanabileceği, hatta özellikli durumlarda, 2 cm’den büyük taşlarda bile yapılabileceği bildirilmiştir.

Nasıl yapılmaktadır?

İdrar yolunun ucundan girilerek Kılavuz tel böbrek içerisine kadar ilerletilir. Bu telin kılavuzluğunda böbrek içerisine flexibl üreteroskop ile girilir, böbrek içerisindeki taş tespit görülür ve lazer ile kırma işlemi gerçekleştirilir. Taş kırma işlemi tamamlandıktan sonra, bir ucu böbrekte bir ucu mesanede olan double-j (DJ kateter) adı verilen bir kateter yerleştirilir. Laser ile kırılan taşlar çok küçük parçalar halinde dökülürken DJ sayesinde idrar akımı garantiye alındığı için böbreğin zarar görmesi engellenir. Kırılan taşın küçük fragmanlarını kendi kendine düşürmesi beklenir. Bu kateter ise ameliyattan en geç 12 hafta sonra kısa bir işlemle çekilmektedir. Taş parçaları biraz daha büyükse taşı yakalamaya yarayan basket adi verilen aletlerle tutularak dışarı alınabilir.

Ameliyatın riskleri nelerdir?

1. Kan trasfüzyonuna neden olabilecek kanama oluşabilir (< % 0,1)

2. Taşın kırılması için ek girişime ( ESWL, perkutan cerrahi) ihtiyaç olabilir. (>%10)

3. Foley sonda çekimi sırasında üretere yerleştirilmiş olan kataterler sondaya takılabilir ve sonda ile birlikte çıkabilir. Bu durumda kateterin takılı kalması gerekiyorsa tekrar kateter takmak için ek girişim gerekebilir. (< % 0,1)

4. Takılan D/J kataterin en geç 3 ay sonra çektirilmesi gerekmektedir. Çektirilmez ise enfeksiyona, kanamaya, taş oluşumuna, idrar şikayetleri ve idrar yolunda darlığa neden olabilir (%5)

5. Takılan double-j katetere bağlı idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, idrarda kanama ve hatta geçici idrar tutamama şikayeti gelişebilir. (% 10) 

6. Girişim taş nedeni ile yapılıyorsa taşın kırılması ve çıkarılması sırasında üretere hasar verilebilir ve bu hasarin giderilmesi için açık yada kapalı ek girişim ihtiyacı olabilir. (< %1) Eğer yaralanma barsak cerrahisini gerektirirse geçici ya da kalıcı kolostomi açılabilir. (% 0,1)

7. Operasyon alanında ya da idrar yollarında enfeksiyon oluşabilir. Tedavisi antibiyotiklerdir.(%5)

8. Hayatı tehlikesi bulunana ateşli idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. (%1.1)

3. Perkütan nefrolitotomi (PCNL)

Açık cerrahi yaklaşımlara göre, düşük riskleri, maliyet ve kısa hastanede kalış süresi nedeniyle perkütan nefrolititomi (PNL) birçok merkezde açık cerrahinin yerini almıştır.

2cm’den büyük böbrek taşlarında öncelikli olarak perkütan nefrolitotomi tercih edilmektedir. 

Kimlere yapılmamalıdır?

•Kontrol edilemeyen kanama bozukluğu
•Tedavi edilmemiş idrar yolu enfeksiyonu varlığında
•Böbreğin arkasında barsak yerleşimi
•Giriş yapılacak bölgede tümör şüphesi
•Gebelik durumunda

Nasıl yapılmaktadır?

Genel anestezi altında sistoskopi (idrar yolundan idrar torbasına kamera sistemi ile girilerek) ile üretere (idrarın böbrekten mesaneye taşınmasını sağlayan tüp) kateter konulur. Kontrast maddenin bu tüpün içinden böbreğe doğru enjekte edilmesi ile böbrek bu işlem sırasında x-ray ışınlarıyla görüntülenir. Hasta yüzüstü pozisyonda yerleştirildikten sonra belden iğne ile böbreğe küçük bir delik açılıp x-ray rehberliğinde yol bulunur ve yol açılır. Ardından bu yol genişletilir. Bu yoldan nefroskop adı verilen optik cihazla böbreğe girilerek böbrek içi kontrol edilir. Böbreğin nefroskopla kontrol edilmesi nefroskopi olarak adlandırılır. Böbrek içindeki taşlar veya diğer patolojiler görüntülendikten sonra gerekli tedavi aynı seansta aynı yoldan uygulanır. Eğer taşlar var ve çıkarılmak için çok büyükse laser, pnömatik ve ultrasonik güç kaynakları kullanılarak taşlar kırılabilir. Operasyon sonrasında böbreğe yerleştirilen ve aynı yaradan çıkan kateter (nefrostomi) veya bir ucu böbrekte bir ucu mesanede olan double-j adı verilen bir kateter yerleştirilir. Hastada nefrostomi kateteri varsa operasyondan 1 veya 3 gün sonra nefrostomi tüpü çıkartılır.

Ameliyatın riskleri nelerdir?

1. Kanama, kan naklini gerektirebilir (%11,2). 

2. Çok nadir olarak şiddetli kanama varsa böbreğin açık ameliyat gerektirebilir ve kontrol edilemeyen kanamalarda böbrek alınması gerekebilir (%1’den az). Bazen kanamayı kontrol için minimal invaziv girişimle anjiyo-embolizasyon yapılabilir. Böylece kanama kontrol edilirken böbrek korunmuş olur.

3. Septisemi (bakterilerin kana karışması ve komaya kadar gidebilen tablo) gelişebilir, antibiyotikler genellikle bundan korunmak için verilmektedir (%1’den az). 

4. Çok nadir olarak bağırsaklara zarar verilebilir ve ek cerrahi veya onarım gerekebilir (%0,1-0,3). 

5. Plevra da yaralanma (akciğer zarı zedelenmesi ) olabilir, akciğerlerin şişirilebilmesi için tüp konulması gerekebilir (% 2,9). 

6. Operasyon sırasında küçük kırılmış taşlar idrar kanallarında tıkanmaya sebep olabilir. Bu durumda double-j kateter yerleştirilebilir (%1,5-4). 

7. Bu operasyonun amacı taşları bütünüyle temizlemek veya taşı kırmaktır. Eğer taş kırma işlemi gerçekleşmezse başka bir operasyona ihtiyaç duyularak taş çıkartılabilir (%7- 12). 

4. Açık cerrahi

SWL ile URS ve PNL gibi endoürolojik yöntemlerdeki gelişmeler açık taş cerrahisi gereksinimini %5’lerin altına kadar düşürmüştür. Ancak günümüzde hala tedavide güçlük çıkarabilecek zor taşlarda açık taş cerrahisi uygulanmaktadır.

5. Laparoskopi

Kompleks taşlar, ön yüzde yer alan taş, başarısız önceki tedavi, anatomik anomaliler ve obezite, non-fonksiyone taşlı böbrek için planlanan nefrektomi, böbrek arkasında bağırsak yer alması gibi durumlarda PNL yerine, laparoskopik cerrahi de taşları çıkartmak için uygulanmaktadır.

Üreter taşları 

Ultrasonografi

İlk aşamada tanısal görüntüleme yöntemi ultrasonografi olabilir. Radyasyona maruz kalma tehlikesi bulunmaması en büyük avantajıdır. Böbrek içindeki taşları, böbrek alt polünü geçmemiş veya yoldaki taşların alt veya üst uçta olanlarını da görebilir, böbrekteki şişmeyi belirleyebilir. Dört- beş mm’den küçük taşların ekosu zayıf olduğundan, ultrasonografi daha büyük taşlarda etkindir. 

Orta üreter taşlarını ultrasonografi ile görmek zordur.

DÜSG (Direkt üriner sistem grafisi)

Röntgende saptanabilen taşlarda radyasyon dozu daha düşük olduğunda tercih edilebilir. Taşın tam olarak yerini gösterememesi dezavantajıdır. Takipte kullanılması daha uygundur.

BT (Bilgisayarlı Tomografi)

İlaçsız BT , günümüzde akut yan ağrı tanısına yönelik uygulanabilecek standart yöntem haline gelmiştir. Taşın boyutlarının ve yoğunluğunun ( dansitesi) ölçümü yapılabilmektedir. Taş dansitesi ölçümü ile taşın kompozisyonu, taşın kırılabilme olasılığı, sertliği hakkında bilgi sahibi olunabilir. Taşın kesin tanısının konulması kullanılan ana görüntüleme yöntemidir. Dezavantajları ise radyasyon maruziyeti (günümüzde kullanılan düşük dozla çekimler ile bu maruziyet en alt seviyeye çekilmiştir), böbrek fonksiyonlarını göstermemesi ve idrarın geçiş yolları hakkında bilgi vermemesidir.

İntravenöz pyelografi (İVP)

Böbrek toplayıcı sisteminin görüntülenmesi gerektiği zaman kullanılabilir. Her iki böbrek fonksiyonu hakkında bilgi verir. Kolay ulaşılabilir ve non opak taşları dolum defekti şeklinde tanımlayabilme özelliğine sahiptir. Daha uzun sürede çekilmesi, bağırsak temizliği gerekmesi, ilaçlı çekim yapılması      (böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalarda uygulanamaması) dezavantajlarıdır.

Manyetik rezonans görüntüleme

Taş hastalığı tanısında kesin sonuç vermemekte ve önerilmemektedir. Çocuk veya özellikle hamile olanlar gibi, diğer yöntemlerin kullanılamadığı hastalarda uygulanması için düşünülmüştür.

Üreter taşlarında tedavi 

Üreter taşlarının tedavisinde öncelikli olarak üreterorenoskopi, yani kapalı lazer ile kırma ameliyatı, tercih edilmektedir. 

Avrupa üroloji kılavuzlarında üreterin üst ve alt uçlarındaki 1cm’den küçük taşlarda SWL (ses dalgalarıyla ameliyatsız taş kırma ) yapılabileceği belirtilmektedir. 1cm’den büyük taşlarda ise ilk seçenek olarak üreterorenoskopi seçilmelidir.

1.SWL ( Ses dalgalarıyla üreter taşı kırma)

Vücut dışından gönderilen şok dalgalarıyla taşın kırılması demektir. Tedavinin amacı mevcut taşın kendiliğinden düşebilecek kadar küçük parçalara (≤4 mm) kırılması ve vücuttan idrar yardımıyla atılmasıdır.

Avrupa üroloji kılavuzlarında üreterin üst ve alt uçlarındaki 1cm’den küçük taşlarda SWL (ses dalgalarıyla ameliyatsız taş kırma ) yapılabileceği belirtilmektedir. Yine aynı taşlarda endoskopik tedavi de uygun bir tedavidir. 1cm’den büyük taşlarda ise ilk seçenek olarak üreterorenoskopi seçilmelidir. Orta üreter taşlarında ise SWL’nin başarısı oldukça düşüktür. Bu nedenle bu taşlarda endoskopik operasyon ilk plandadır.

Bu önerilerin yanında hekimin; taşın büyüklüğü, sertliği, yerleşim yeri, böbreğin anatomisi, böbrek odacıklarının açıları, hastanın fiziksel özelliklerine göre en uygun karar vermesi ancak mümkün olabilir.

SWL başarısını etkileyen faktörler

• Taşın büyüklüğü,
• Taşın içeriği (taşın sertliği)
• Taşın yerleşim yeri
• Taşın yerleşim yerinin anatomik farlılıkları
• Hastanın genel fiziki durumu
• Hasta uyumu
• Cihazın gücü

Hangi durumlarda taş kırma (SWL) kesinlikle yapılmaz?

• Gebelik
• Kanama bozukluğu
• Üriner sistem enfeksiyonları (Tedavi edilmemiş)
• Odaklamayı güçleştiren ağır iskelet deformiteleri ve obezite
• Batında arteriyel anevrizmalar
• Taşın ardında bulunan üriner sistem tıkanıklıkları

SWL’nin avantajları nelerdir?

•Anestezi gerekmemesi
•SWL’nin dezavantajları nelerdir?
•Taşların düşmesi sırasında şiddetli ağrı gelişebilir veya taş düşmeyebilir
•Duruma göre birden çok seans gerekebilir

swl2.Üreterorenoskopi (URS)

1 cm’den büyük üreter taşlarında ilk tercih edilen yöntemdir. 

Nasıl yapılmaktadır?

Genel yada spinal anestezi kullanılır. Yaklaşık 100 cm uzunluğunda, bir ışık kaynağına sahip, sıvı yardımıyla fiberoptik sistemle görüntü sağlanan ince bir enstrümanla (üreterorenoskop) üretradan geçirilir. Mesaneye ulaştıktan sonra böbrekler ve mesane arasındaki bağlantıyı sağlayan yola (üreter) bir kateter (plastik ince bir boru) yardımıyla girilir

Üreterorenoskopun içinden geçebilen pnömatik, lazer, ultrasonik güç kaynakları kullanılarak kırılır. Kırılan taş parçaları küçükse yerinde bırakılarak hastanın bunları kendi kendine düşürmesi beklenir. Taş parçaları biraz daha büyükse tas yakalamaya yarayan forsepslerle tutularak yada basket adı verilen bir aletlerle tutularak mesanenin içine çekilir.

Operasyon bitiminde üreter kateteri veya double-J katater ( bir ucu böbrekte diğer ucu mesanede olan yumuşak plastik ince bir boru) üretere yerleştirilir.

3.Açık , Laparoskopik üreter taşı cerrahisi 

Üreterorenoskopi ile ulaşılamayan veya çok büyük üreter taşlarında tercih edilebilir.

Taş kendiliğinden düşer mi?

Taşlar ile ilgili birçok tedavi sıralanmış olsa da , her taşa girişim gerekliliği bulunmamaktadır. Bazı taşlar kendiliğinden düşebilmektedir. 

Genel kabule göre 4mm’den küçük üreter taşlarının 40 gün içerisinde , %95 oranında düştüğü bilinmektedir. 1 cm’den küçük taşların ise kendiliğinden düşme ihtimali bulunduğundan, böbrek zarar görmeden 2 hafta süreyle beklenebilir. Bu sırada da taş düşmesini kolaylaştıracak prostat ilaçları, kalsiyum kanal blokerleri, PDE-5 inhibitörleri kullanılması ağrıyı da azaltmaya yardımcı olacaktır. 

  • Metabolik inceleme yapılması gereken, yüksek risk taşıyan durumlar: 
  • Ailede taş hikayesi olması 
  • Tek böbrekli hastalar, böbrek yetmezliği 
  • Tekrarlayan taş hastası 
  • Çocukluk çağında ortaya çıkmış olması 
  • Sistin, ürik asit, struvit, kalsiyum hidrojen fosfat taşı bulunanlar 
  • Taş oluşumu ile ilgili hastalıkların bulunması 
    • Hiperparatiroidizm, gastrointestinal hastalıklar ( Crohn hastalığı, malabsorbsiyon, enterik hiperokzalüri, ince bağırsak rezeksiyonu), gut, nefrokalsinozis 
  • Genetik geçişli taş hastalıkları: sistinüri, primer hiperokzalüri, Tip 1 renal tübüler asidoz, ksantinüri, kistik fibrozis 
  • Taş oluşumunu kolaylaştıran anatomik anormallik bulunanlar:  medüller sünger böbrek, üreteropelvik obstrüksiyon, kalikseal divertikül, üreteral darlık, vezikoüretral reflü, atnalı böbrek, üreterosel 

Taş hastalığından nasıl korunuruz?

  • 1. Sıvı alımı ile ilgili öneriler 
  • 2. Diyet ile ilgili öneriler 
  • 3. Yaşam tarzı ile ilgili öneriler

1.Sıvı alımı ile ilgili öneriler

  • Sıvı alımının artması ile idrar dilüe olmakta ve taş oluşumunu sağlayacak idrar bileşenlerinin kristalizasyonu azalmakta
  • Erişkin hastalarda günlük sıvı alımı 2,5-3 litreden daha az olmamalı 
  • Sıvı alımı mümkün olduğunca 24 saate yayılmalı
  • Sitrik asid içeren soda taş oluşum riskini azaltırken, fosforik asid içeren soda artırmakta 
  • Limon ve portakal suyunun taş oluşumunu önleyici olabileceği düşünülmektedir 
    • Sıvı alımı artmakta ve üriner sitrat atılımı artmakta
  • pH değeri nötral olan içeceklerin tüketilmesi önerilmelidir. 
  • Günlük idrar atılımının 2-2,5 litre düzeyinde olması sağlanmalıdır. 
  • Sıcak hava ve aşırı egzersiz gibi sıvı kaybının artışına bağlı olarak idrar miktarının azaldığı durumlarda ek sıvı alımı ile bu açık kapatılmalıdır. 
  • İdrar dansitesinin 1010’un altında olması sağlanmalıdır. 

2.Diyet ile ilgili öneriler

  • Dengeli, her besin grubundan yeterince alınmalı
  • Meyve ve sebze tüketiminin arttırılması, posalı yiyecekler alınmalı
  • Oksalat içeriği yüksek gıdaların daha az tüketilmesi 
  • Vitamin C; kalsiyum oksalat taşının oluşumundaki yeri tartışmalı. Ancak yine de kalsiyum oksalat taşı olanlarda aşırı alınmaması önerilmelidir (< 2 gr/gün). 
  • Hayvansal proteinlerin tüketimi kısıtlanmalı, günlük alım < 0,8-1,0 gr/kg 
  • Kalsiyum kısıtlaması önerilmez (Günlük kalsiyum ihtiyacı 800 mg ve genelde önerilen 1000 mg/ gün) 
  • Kalsiyum ilavesi: enterik hiperoksalürisi olan hastalar dışında uygulanmamalıdır. Enterik hiperoksalüride intestinal oksalata bağlanması ve atılımını kolaylaştırması için kalsiyum takviyesi yapılmalıdır. 
  • Bütün taş hastalarında alınacak konservatif önlemlerin en önemlilerinden biri de tuz kullanımının azaltılması (günlük tuz alımı < 3-5 gr)

3. Yaşam tarzı ile ilgili öneriler

  • Obezite önlenmeli
  • Tansiyon düzenlemesi  
  • Stres azaltıcı tedbirlerin alınması ve yeterli fiziksel aktivite
  • Aşırı sıvı kaybının yaşandığı durumlarda (sıcak havalar, aşırı egzersiz, diyare, vb.) bu eksik kapatılmalı

Spesifik medikal tedavi

  • Genel önerilerle beraber
  • Tekrar taş oluşumu açısından yüksek riskli hastalarda
  • Taş analizi + Metabolik değerlendirmeye göre